Cüneyt Arkın dükkanı
Üye girişi Üye olSiteye Üye Ol Arkın MarketArkın Market Detaylarım  

Cüney Arkın / Google Arama Motoru

Geri Dön

Cüneyt Arkın Basın Takip

N’ayır ben hep Fahrettin’im

1982’de gösterime girdiğinde, seyirciyi sinir krizleri ile komedi arasında getirip götüren Türkiye’nin ilk uzay filmiydi Dünyayı Kurtaran Adam. "Türkiye, Malkoçoğlu ve Kara Murat efsanelerine doymuş, artık daha süper bir kahramana ihtiyaç duyuyordu" diyen Cüneyt Arkın, senaryosunu yazdığı filmle Türk seyircisinin karşısına geçtiğinde büyük ses getirdi.

Film hiçbir türe, kalıba sokulamayacak kadar farklıydı. Neler yoktu ki; peluş giymiş canavarlar, oyuncakçıda satılan maskelerle ekranda hırlayan yaratıklar, iptidai birkaç robot. Su dolu kovaya batırıp çıkardıktan sonra Cüneyt Arkın’ın el ve ayaklarının altın pençeye dönüşmesi hafızalara kazındı. Dünyayı Kurtaran Adam kült filmler arasına katıldı. Film çekildikten sonra, "Dünyayı kurtardık ama yapımcıyı batırdık" diyen Cüneyt Arkın, 15 Aralık’ta gösterime girecek devam filmi Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu’yla geri dönüyor. 69 yaşındaki oyuncu bu kez daha da iddialı: "Dünya bir Türk uzay filmiyle karşılaşacak. Bush bu filmi seyrettikten sonra Türkiye’den böyle bir kahramanın çıktığını görünce birçok şeyden vazgeçecek. Bush bana çok mektup yazar artık."

George Arkın, Steve Arkın, Lee Arkın, Fahrettin Cüreklibatur ve Cüneyt Arkın’dınız. Kimlik karmaşası yaşamadınız mı hiç?

- N’ayır. Ben Fahrettin’im. Yakın çevrem bana Fahrettin der. O ismin içinde çocukluğum, uçurtmam, masum duygularım var. Alışamıyor insan ötekilere.

Hep korkusuz rollerdeydiniz. Gerçekte nelerden korkarsınız?

- Sakat kalmaktan çok korkarım. Bir keresinde bir sakatlık geçirmiştim, belden aşağım tutmamıştı ve sol bacağım kolum kadar incelmişti. Filmlerimi çekerken çok büyük tehlikeler atlattım. Birinde elim bileğimden koptu diktiler, sağım solum defalarca kırıldı. Bütün bunlar gece rüyalarıma girerdi tabii. Rüyalarımda sürekli atlayıp zıpladığımı, at üstünde dört nala gittiğimi ama sonunda attan düşüp sakat kaldığımı görürdüm.

Kadınlardan korkmaz mısınız?

- Getir yüz tane, korkmam. Akıllı adam kadınlardan korkmaz mı yahu!

Siz bir ekoldünüz. Bu ekolü devam ettirecek bir adayınız var mı?

- N’ayır, olabilemez. Ben bir kahramandım. Türkiye’de belki de birkaç milyon genç benimle kahramanlıklarını yaşadı. Sinema bir yaşam biçimiydi. Düşünsenize koskoca bir beyazperdede ben gözüküyorum, şimdi küçük bir televizyon ekranında gözüküyorlar. Aynı etkiyi yapabilir mi? Bir de her şeyden önemlisi hikayeler onları kahraman yapmıyor. Benim hikayelerimde kahramanlıklar vardı.

Madem kahraman yok, torununuza Polat ismini niye koydunuz o zaman?

- Kesinlikle Kurtlar Vadisi’yle ilgisi yok. Çok sevdiğim filmlerimde adım Polat’tır. Cüneyt Arkın olabilmek için Kazak Sirki’nde at binmeyi, iki atın arasından geçmeyi öğrendim. Medrano Sirki’nde 1,5 yıl çalıştım. Geceleri adamların havlularını, şaraplarını taşıdım. Sırıkla atlamayı altı ayda öğrendim, altı yıl karate yaptım. Yaptığın bir diziyle kahraman olursun ama konu kahramanı olursun, ben yaptıklarımla kahramandım.

Dünya sinemasında kimlere hayranlık duyarsınız?

- John Wayne’ı beğenirdim çok. Robert de Niro, Jack Nicholson, Dustin Hoffman, Steve Mc Queen, Marlon Brando hepsi birer devdi. Şimdiki oyunculardan Brad Pitt ve Colin Farrell’ı beğeniyorum.

Dünya sinemasından bir Cüneyt Arkın muadili seçseniz, bu kim olurdu?

- Dünya sinemasından çok farklıyız. Dördüncü James Bond filminin yapımcısıyla tanışıp Hollywood’a gitmiştim. Dördüncü James Bond olabilirdim ama Hollywood’daki aktörler orada bir makine, bir meta gibi. İnsan tarafı yok onların.

ZAMAN SATIYORUM ARTIK

Çapkın mısınız? Yoksa bu soruyu çapkın mıydınız diye düzeltmeli miydim?

- Filmlerimde Bizans vardı, kraliçeler vardı, şimdi yok.

Olmaz mı Bizans’ın álásı var şimdi?

- Tabii, tabii. Ben setlerde onları sabah makyajsız görüyorum.

Hayır diyen kadınlar oldu mu size?

- Niye olmasın. N’ayır demedi belki ama belli ettiler. Çapkınlık yapacak vaktim olmadı zaten. Papaz da değildim ama götür hesabıydı.

Burasını pek anlayamadım!

- Evli değildim o zaman bekárdım.

Cüneyt Arkın olmanın bedeli neydi?

- Delikanlılığımı, gençliğimi yaşayamamak. Bayramlarda bir gün izinliydim sadece. Sağlıklıydım, fena da değildim, oburca yaşayacağım, dört nala sevişeceğim yerde ben sadece çalışıyordum.

Doya doya yaşayamadım, sevişemedim diyorsunuz yani?

- Sizin fikriniz o. Toptancıyım dedim.

Akıllı adam kadından korkar dediniz ama "Götür hesabı, toptancı" lafları başınıza iş açmasın...

- Ben karıma hayranlık duyarım. Cüneyt Arkın taşınması kolay bir adam değildi ama o beni bir mağara devi gibi yıllarca taşıdı. Bir başkası olsa Bakırköy’e yatırırlardı.

Kendinizi yaşlı hissediyor musunuz? Yaşlanıyorum diye telaşlanıyor musunuz?

- Yaşlı hissetmiyorum ama yaşlılık organik olarak başlıyor. Haftada birkaç kez zihmin paslanmasın diye matematik problemleri çözüyorum. En yakın arkadaşım bile olsa, yanında kendimi iyi hissetmediğimle görüşmüyorum: Ya iyi hissetmeliyim ya da yeni bir şeyler öğrenmeliyim. Toplasan 10 yıl daha ömrüm var. En iyi şekilde değerlendirmek istiyorum. Dizi ya da film teklif ettiklerinde, kaç gün sürecek diye soruyorum. Çünkü ben artık zaman satıyorum.

Filmimiz insan kokuyor

Dünyayı Kurtaran Adam komedi filmi olarak çekilmemişti, kültlüğü de oradan geliyordu zaten. Filmin fanatikleri, filmin devamını komedi yaptığınız için onlara ihanet ettiğinizi düşünüyor.

- Türk menkıbelerindeki kahramanların özelliklerinden biri alaycı olmalarıdır. Nasreddin Hoca’ya bakın, bütün acıları, olumsuzlukları şaka yoluyla hicvediyor, sebep olanlardan intikam aldığı gibi kendisi de rahatlıyor. Bu filmde komedi var ama trajediler de var.

Peki, fanatikler Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu’na, "Babanı da al git" derlerse ne olacak?

- Yok demezler öyle, gençler anlayışlı.

İlk film yıllardır kült filmler festivalinde gösteriliyor. Yeni film dünyada ses getirecek mi sizce?

- Elbette getirecek. 300 kopya çıkıyor. Bush, dünyanın canına okuyacağım, diyor. Ama sanal olmayan ve insanlıktan türemiş insanüstü bir güçle, Türk dünyayı kurtaran adamıyla karşılacak. O zaman belki de, benim ordum da gücüm de buna yetmez deyip, birçok şeyden vazgeçecek. Bush, bana çok mektup yazar.

UÇARKEN KAPIMIZIN NUMARASINI DÜŞÜNÜRDÜM

İlk filmden sonra, "Dünyayı kurtardık ama yapımcıyı batırdık" demiştiniz. Tarih tekerrür etmeyecek değil mi?

- Bugüne kadar 400 film çektim, bu film için çok iddialı ve heyecanlıyım. Slogan olarak diyorum ki; Batının Batman’i, Süpermen’i, Örümcek Adam’ı varsa Türkiye’nin de Dünyayı Kurtaran Adam’ı var. Türk insanı huzur içindedir. Süpermen’e bakıyorum doğuştan üstün yetenekleri var, Batman zenginlik içinde teknolojiyi kullanıyor, Örümcek Adam’ın genleriyle oynanmış. Ama Dünyayı Kurtaran Adam insandı. Doğuştan süper gücü yok ama insanlığını kullanarak süper gücü elde etti.

Evet iki ayağına koca koca taşlar bağlayıp, kayadan kayaya atladı. Bir kovaya elini sokup çıkarınca altın pençeleri, elleri ve ayakları oldu, düşmanları yendi!

- Karatede ayaklarınıza yarım kilo taş bağlar yürürsünüz. Sonra onları çıkarınca kuş gibi hafifler uçarsınız. Ben de öyle uçtum. Dünyayı Kurtaran Adam’ın acılara dayanma gücü vardı. Şimdiki gençler gibi antidepresan almıyordu.

Bu filmde dünya çapında teknoloji kullanıldığını söylüyorsunuz. Ama Matrix için "Her şeyi teknoloji kullanarak yapıyorlar, bizim millet cesaret görmek ister" demiştiniz.

- Aynı şey değil. Çektiğimiz filmde her şey kararında. Matrix’te Mesih’i anlatıyorlar ve o film postmoderndir. Onlara göre dünyada doğru yok, gerçek yok, her şey sanal. O film postmoderniteyi temsil ettiği ve hiçbir şekilde insan olmadığı için kesinlikle bizimkiyle aynı şey değil. Filmimiz insan kokuyor. Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu insan. Seviyor, üzülüyor, kırılıyor, acı çekiyor.

Eski filmlerinizde teknoloji yoktu. Burçlardan burçlara atlayıp, ölüme nanik yapıyordunuz. Ölmekten korkmadınız mı hiç?

- Hayır. Tehlikeli sahnelerde evin kapı numarasını aklımdan geçiriyordum.

Konsantre olmak için herhalde.

- Evet. Ama bir ara taşınmıştım. Önceki kapı numaram 8’di, sonra taşındığım evin 6. Bazen havada uçarken hangisiydi acaba diye karıştırırdım.

İki film arasında teknolojiyi saymazsak, başka ne farklar var?

- Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu’nun çekimleri iki yıl sürdü. Çok para harcandı. Eskiden olsa ben o harcanan para ve zamanla 100 Türk filmi yapardım. Dünyayı Kurtaran Adam bir ayda bitmişti. Geceleri kostümleri, dekorları hazırlar ertesi gün çekimleri yapardık. Biri mahalleyse, diğeri kıta yani.

Güzellik yarışması kontenjanından bir soru sorayım. Dünyayı gerçekten kurtarmaya muktedir olsanız, kimden ve neden kurtarırsınız?

- Gelmiş geçmiş bütün siyasetçilerden kurtarırdım. Ama onları yok etmezdim, temiz bir dayak çeker bir güzel terbiyelerini verirdim.

Hürriyet